İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi

Kim Biliyor Ki

Uzak yol gezgini, ulu bir çınarın gölgesinde uyuklamakta olan ak saçlı bilgenin yanına sokuldu. Yaşlı bilge aslında uyuklamıyor, derin düşüncelere dalmış bulunuyordu.

Gezgin çok yorgundu. Demir çarık, asa çelik; aşmadığı dağ, geçmediği dere, sürünmediği çöl kalmamıştı.

- Allah’ın iyiliği üstüne olsun.

Hasırın bir kıyısına ilişirken söylemişti bunu. Yaşlı bilge, yüzünde bilgelere özgü o susku dolu gülümseyişle ona baktı. Gözleri dipsiz kuyular gibi kara, okyanuslar gibi derindi.

- Senin de, bahtsız yolcu.

Sonra elini aksakalına attı, gözleri yine dalgın, üstünde oturduğu hasırın gülerini seyretmeye koyuldu.

- Ne yaptığınızı sorma cesaretini gösterdiğim için beni bağışlayın ulu efendim. Ama bu ıssız yol kavşağında, herkesten uzak… Yoksa uzlette misiniz?

- Şu üstünde oturduğum eski hasırı bundan on yıl mukaddem ince parmaklarıyla örmüş olan çingene hatunuyla konuşuyordum. Bana acı dolu yaşam öyküsünü anlatıyordu.

Gezgin, bazı bilgelerin hayvanlarla, taşlarla, ağaçlarla konuştuğunu duymuştu. Bu konu üstünde fazla durmadı. Onu meşgul eden, bütün ömrünü verdiği, yıllar yılı yollara düşüren o büyük meseleydi. Toparlanıp dizlerinin üstüne çöktü.

- Ey ulu bilge, uzun yolları aşarak bilgeliğinden yararlanmaya geldim. Bir iki sual edebilir miyim?

Yaşlı bilge başını salladı. Gezgin, daha önce yüzlerce medresede, katedralde, manastırda, havrada, tekkede ve Asya’nın ulu camilerinde yüzlerce rahibe, keşişe, hocaya, imama ve ermişe sorduğu soruların sırasına başladı.

- Bu dünya gerçek mi?

- Acının gerçek olduğu kadar.

- Ölümden sonra ne var?

- Onu kim biliyor ki?

- Tanrı var mı?

- Var olduğunu düşünüyorsan, evet.

- Nereden gelip nereye gidiyoruz?

Yaşlı bilge eliyle gezginin izlediği yolun batı ufkundaki başlangıcını, sonra doğu ufkundaki sonunu gösterdi.

- Ben de senin kadar görebiliyorum.

Gezgin bu karşılığa bayıldı. Heveslenerek sürdürdü:

- Evrenin sırrı nedir?

- Görebildiğin ve anlayabildiğindir.

Bu kadarını gezgin de biliyordu. Asıl can alıcı soruya sıra gelmişti.

- Büyük sır nedir?

- Görebildiğin ve anlayabildiğindir.

- Ama siz de başka bir şey söyleyemiyorsunuz.

Yaşlı bilge bu kez azıcık hüzünle karşılık verdi:

- Başkalarının görebildiği ve söyleyebildiği kadar.

Bilgenin altında oturduğu ağacın dalları arasında bir ispinoz yuvasında yumurtalar çatlıyor, başka bir dalda ardıç kuşları ötüşüyordu.

Yolcu düşündü, önüne baktı. Beklediklerini bulamamıştı ama şimdiye kadar duyduklarından farklı şeyler duymuştu. Yine de saygıda kusur etmemek için teşekkür etti, ellerini öpüp hayır dualarını aldı ve yola düzüldü.

Ulu çınardan bir kuru yaprak, dalından koparak akşam rüzgârında döne döne gelip bilgenin önüne düştü.

Gezgin giderken, yuvasına bir ısırgan tohumu taşımaya çalışan karıncayı ezdiğinin farkına bile varmamıştı.

Yaşlı bilge ise dalgın gözlerle, karıncayı toprağa gömen çarık izine bakıyordu. Dua okur gibi mırıldandı:

- Kim biliyor ki?

676 / 710