İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi
İbret 3 dk

İstanbul'da Evliya Var mı?

Padişah, vezire sorar:

- Vezir! İstanbul’da evliya var mı?

- Aman padişahım, İstanbul evliya yatağı olarak bilinir; evliya olmaz mı hiç!

- Öyleyse birkaç tanesini ziyaret edelim.

- Sultanım, arzu ederseniz tebdil-i kıyafetle şehri dolaşalım.

Vezirle padişah köylü kıyafetine girip yola çıkarlar. Önce Mısır Çarşısı’na uğrarlar, oradaki bir kumaşçı dükkânına girip selam verirler. Dükkân sahibi büyük bir edeple selamı alır, müşterilerine iltifat eder:

- Hoş geldiniz, safa geldiniz. Maşallah, Allah’ın ne güzel kulları var! Buyurun efendim.

Vezir, biraz kumaş lazım olduğunu, kumaş almaya geldiklerini söyler. Kumaşçı hangisinden alacaklarını sorar. Vezir:

- Şu topu, şu topu, şu topu indir, diyerek topların yarısından fazlasını indirtir.

Sonra:

- Şundan yarım metre, şundan bir metre, şundan iki metre kes, diyerek indirttiği bütün toplardan kestirir.

Kumaşçı:

- Allah’ın ne güzel kulları var, ya Rabbi! Sana şükür.

Kestiği kumaşları paket yapar, ücretlerini hesaplayıp miktarı yazılı kâğıdı vezire uzatır. Bu sefer vezir:

- Kusura bakmayın, biz bunları almaktan vazgeçtik; kumaşları beğenmedik.

Kumaşçı büyük bir teslimiyetle:

- Hay hay, olur efendim. Allah’ın ne güzel kulları var! Fark etmez efendim, güle güle.

Müşterilerini uğurlar, paketlediği kumaşları bir tarafa koyar.

Padişahla vezir bu sefer Beyazıt meydanına çıkarlar. Orada, elinde sopasıyla “karpuz, karpuz!” diye bağıran celalli bir satıcı görürler. Vezir:

- Padişahım, şimdi bu zattan karpuz alacağız ama hemen almayın. Karpuzları bastırın, birini alıp diğerini koyun; kolay kolay karpuz beğenemeyen biri gibi uzun zaman onu meşgul edin.

Padişah denildiği gibi yapar. Birini alır birini bırakır, öbürünü sıkar, diğerinin kabuğuna el vurup olup olmadığını kontrol eder; ama bir türlü karpuz alamaz. Karpuzcu göz ucuyla müşterisini takip etmektedir. Bakar ki ellemediği, sıkmadığı karpuz kalmamış; elindeki sopayı göstererek:

- Bana bak, alacaksan bir tane al, git! Karpuzları yaralayıp durma. Beni de kumaşçı gibi zannetme, padişah olduğuna da güvenme; şu sopayla kafanı kırarım!

Padişah:

- Sus sus, bizi deşifre etme!

Alelacele bir karpuz alıp parasını öder ve hızlıca oradan ayrılır. Vezir:

- Şimdi de Süleymaniye’ye gidelim; orada size daha nice Allah dostu göstereceğim.

Padişah:

- Vezir, bu kadar yeter! Karpuzcusu, kumaşçısı evliya olan yerde daha neler vardır kim bilir. Şimdi gidip kumaşçının parasını verelim, adamcağız zarar etmesin.

Tekrar kumaşçıya gidip selam verirler. Kumaşçı yine aynı teslimiyet ve vakar içinde selamlarını alır:

- Buyurunuz efendim, Allah’ın ne güzel kulları var, buyurun efendim!

Vezir:

- Biz yeniden karar verdik, kestirdiğimiz kumaşları alacağız.

Parasını verip kumaşçıyla vedalaşırlar. Dükkândan çıkarken kumaşçı ellerini kaldırıp şükreder:

- Ya Rabbi, sana hamdolsun! Bugün iki defa dükkânıma padişahı gönderdin.

Padişah bu hâl karşısında şaşırır, vezire sorar:

- Vezir, anladım; bu iki zatın ikisi de evliyadır. Ama acaba hangisi üstün?

Akıllı vezir şöyle cevap verir:

- Padişahım, ben hangisinin üstün olduğunu bilemem; ama herhalde laftan anlayanlara kumaşçı gibisi, laftan anlamayanlara da karpuzcu gibi biri lazım.

572 / 658