Geri Verilen Küpe
2011 yazında İngiltere’de iki genç vardı.
Hannah on yedi yaşındaydı. Annesi gece vardiyasındayken evi partiyle dolduruyordu; bir keresinde sarhoşken annesine vurmuş, gözünü morartmıştı.
Richie de on yedi yaşındaydı. Okulu tek diploma almadan bitirmişti, günde yirmi sigara içiyordu, kulağına kocaman bir delik açtırmıştı. Nedenini sorduklarında tek cevabı vardı:
- Canım sıkılmıştı.
Üç yaşındayken babası evi terk etmişti. On bir yaşında babasının yanına dönmüş ama aynı evde iki yabancı gibi yaşıyorlardı.
İki aile de her şeyi denemişti. Son çare olarak çocuklarını iki bin mil uzağa, Mersin’in Silifke ilçesinde yaşayan bir Türk ailenin yanına gönderdiler. Ev sahipleri Ali Hoca ve eşi Canan Hanım’dı; ikisi de öğretmendi, iki çocukları vardı.
Daha ilk saatte kurallar konuşuldu: bu evde sigara yok, bağırmak yok, küfür yok, izinsiz dışarı çıkmak yok. Ali Hoca, Richie’nin kulağındaki şeyi gösterdi:
- Benim çatımın altında bu olmaz.
- Çıkmaz.
Tartıştılar; sonunda çıkardı. Ama çantasında yedek bir tane daha vardı. Sigara içmediğini de söyledi; cebinde paket dururken.
Aynı akşam paket ortaya çıktı.
- Ver.
- Cebime dokunma!
İtişme çıktı.
- Gidiyorum. Parkta yatarım.
Ali Hoca onu balkona oturttu ve sadece bir şey sordu:
- Daha önce sana evden git diyen oldu mu?
- Babam. Bir yıl dışarıda kaldım.
Ali Hoca o gece kararını verdi: bu çocuğun derdi sigara değil, aile. Önce onu görmesi lazım. Ertesi gün o absürt küpeyi geri verdi.
Sonra günler başladı. Sabah yedi buçukta kalkıp limon bahçesinde yaprak süpürdüler; Richie tembellik etti, çiftçi ona para vermedi, Richie küfredip bahçeyi yakmakla tehdit etti ve iki saat yürüyerek eve döndü. Yaylada Ali Hoca’nın yaşlı annesini ve teyzesini ziyaret ettiler; Hannah’nın bütün yorumu şuydu:
- Haftada üç dört kez buraya gelmezdim. Ayda bir, belki.
Sabah beşte keçi çobanının yanına gittiler; Richie keçileri görünce ağladı, çocukken bir keçi ona saldırmıştı. Hannah mini etekle dağa çıkmak isteyince evde bırakıldı, ceza olarak mutfağı ve balkonu temizledi.
Değişim bunların hiçbirinde başlamadı.
Bir akşam yemeğinde başladı. Hannah’ya sanat okulunu neden bıraktığı soruldu.
- Sınav günü kuaför randevum vardı.
Masada kimse bağırmadı. Kimse kapı çarpmadı. Herkes birbirine tabak uzattı, çay doldurdu. Hannah o akşam şunu fark etti:
- Bu insanlar bir şey yapmamı istediklerinde nedenini anlatıyorlar. Ben annemle hiç böyle konuşmadım. Bana hep bağırıldı.
Richie de aynı şeyi söyledi:
- Çoğu zaman arkadaşın gibi, gerektiğinde babam gibi davranıyor. Böyle bir babalık olabileceğini ilk kez görüyorum.
Sonra huzurevine gittiler. Hannah yaşlılardan nefret ettiğini söylüyordu, eldivenlerini çıkarmadı. Richie seksen üç yaşında, hiç çocuğu olmamış bir kadını odasına götürdü. Kadın ağlamaya başladı. Richie korktu:
- Yanlış bir şey mi yaptım?
Hayır. Kadın yıllardır kimsesizdi; biri gelip ona yardım ettiği için ağlıyordu. Richie ona sarıldı. Sonra Ali Hoca’ya döndü:
- Sen yaşlanınca seni de görmeye gelirim.
Hannah’yı ise bir köye götürdüler. Yirmi yaşındaki Ayda’ya İngilizce öğretecekti. Ayda üniversiteye gidiyor, tarlada çalışıyor, evin bütün yemeğini yapıyordu. Beş kişi tek odada uyuyordu.
- Benim kendi odam var, kendi banyom var, dedi Hannah.
O gece annesine mektup yazdı. Özür diliyordu.
Son akşam iki genç, aileye teşekkür için kendi elleriyle yemek yaptılar. Makarnayı yaktılar, ev az kalsın tutuşuyordu. Ama masa kuruldu, herkes güldü.
Hannah Londra’ya döndüğünde havaalanında annesi bekliyordu.
- Mektubunu aldın mı?
- Aldım.
Sarıldılar. Richie evine döndüğünde babasından bir mektup vardı:
“Seni bırakacak kadar adam olamadım. Bencildim, kaçtım.”
Baba oğul yıllar sonra ilk kez kucaklaştı.
Çocuklar giderken Ali Hoca şöyle dedi:
- Biz onlara çok şey öğrettik, ama onlar da bize bir şey öğretti: çocuklarımızı yalnız bırakmamalıyız.
Kaynak: The World’s Strictest Parents, 4. sezon 6. bölüm (Silifke).
658 / 658