Gerçek Dost
Vaktiyle bir genç varmış. Babasıyla sık sık aynı konuya gelirlermiş sözü.
“Benim de dostlarım var,” dermiş delikanlı, “hem de senin dostların kadar sağlam.”
Babası her seferinde başını sallarmış: “O kadar çok dost olmaz oğlum. Gerçeği bir olur, bilemedin iki. Fazlasını arama, bulamazsın.”
Tartışma uzayıp gidince, ikisi de bir sınamada karar kılmışlar.
Bir akşam bir koyun kesmişler, etini çuvala doldurmuşlar. Baba çuvalın ağzını bağlamış, oğluna uzatmış:
“Al bakalım şunu sırtına, dostuna götür.”
Çuvalın dibinden kan damlıyormuş. Dışarıdan bakan, içinde bir ceset var sanır; sanki adam öldürmüşler de gizlemeye çalışıyorlar.
Delikanlı çuvalı sırtlamış, doğru en yakın dostunun kapısına gitmiş. Kapıyı çalmış. Adam kapıyı açmış, karşısında kanlar damlayan bir çuval ve nefes nefese bir arkadaş görmüş. Tek kelime etmeden kapıyı suratına kapamış.
Genç bir kapıdan ötekine, tanıdığı sevdiği bütün dostlarını dolaşmış. Hepsinde aynı şey olmuş. Ya kapı açılmamış, ya açılan kapı hemen kapanmış.
Eve döndüğünde içi yıkılmış hâldeymiş.
“Haklıymışsın baba,” demiş. “Bu dünyada dost yokmuş. Ne sana, ne bana.”
Babası gülümsemiş: “Hayır oğlum. Benim bir dostum var. Al o çuvalı, bir de ona git.”
Delikanlı çuvalı yeniden sırtlamış. Alnından ter, çuvaldan kan damlaya damlaya babasının dostunun kapısına varmış. Adam kapıyı açar açmaz sevinmiş, hiçbir şey sormadan kolundan tutup içeri almış. Sonra ikisi arka bahçeye geçmişler, birlikte bir çukur kazmışlar. Çuvaldakini bir insan sanarak gömmüşler, üstünü toprakla örtmüşler. Belli olmasın diye de toprağa sarımsak dikmişler.
Genç eve dönmüş, “Baba,” demiş, “işte dost buymuş.”
Babası, “Erken,” demiş. “Daha belli olmaz. Yarın yine git ona. Bir bahane bul, kavga çıkar, hiç çekinmeden iki tokat at. Dostun hakikisi asıl o zaman anlaşılır. Sonra gel, olanları anlat bana.”
Ertesi gün genç adam dediğini yapmış. İstemeye istemeye, babasının dostuna iki tokat atmış.
Adam yanağını tutmuş, ona uzun uzun bakmış. Sonra sakin bir sesle şunu söylemiş:
“Git babana söyle: biz sarımsak tarlasını iki tokada satmayız.”
Dost dediğin, sevilecek hâlde olmadığın zaman bile seni sever;
sarılacak hâlde olmadığın zaman bile sana sarılır;
dayanılmaz olduğun zaman bile sana dayanır.Bütün dünya seni üzdüğünde o moral verir,
iyi bir haber aldığında seninle sevinir,
ağladığında seninle ağlar.Ama en çok da, dost dediğin matematiksel olmalı:
sevinci çarpmalı,
üzüntüyü bölmeli,
geçmişi çıkarmalı,
yarını toplamalı.Kalbinin derinliğindeki ihtiyacı hesaplamalı,
her zaman parçaların toplamından büyük olmalı
ve işi bittiğinde seni bir kenara atmamalı.
532 / 658