Adaçayı
1 Temmuz…
Annemi ve babamı çok küçükken kaybettim ben. Büyükbabamla birlikte büyüdüm. Büyükbabam harika bir adamdır. Tam bir edebiyat tutkunudur. Hatta şu aralar bir roman yazmaya başladı. Adı sonbahar ama konusunu kimseye söylemiyor. Ben de sormuyorum süpriz olsun istiyorum, ayrıca ilk okuyan da ben olacağım zaten.
Büyükbabam büyükannemi çok genç yaşta kaybetmiş. Ardından babamı ve annemi de kaybedince korkmuş, bakmak istememiş bana ama sanırım onu ikna eden yine ben oldum.
Bir gece bütün herkes salonda otururken büyükbabamın o kalabalığın arasından süzülüp odasına gittiğini gördüm. Zaten benden başka kimse farketmedi ya da görmezden geldiler, yalnız kalmak istediğini düşündüler.
Fakat benim çocuk aklım kimsenin yalnız kalması gerektiğini düşünmüyordu. Önce mutfağa gittim. Annemin bana yapmayı öğrettiği tek şeyi yaptım, adaçayı. Sonra o harika adamın odasına girdim.
Girdiğimde gözleri sırılsıklam olmuş, elinde bir defter ve defterde de uzun bir yazı. Ona adaçayını uzattım ve sonra:
- ‘Biliyor musun büyükbaba, ben her üzüldüğümde adaçayı içerim. Çünkü adaçayı ballıbabagilerin en güzel kızı, ayrıca rengi beyaza yakın, tamamen beyaz değil çünkü onun da üzerinde taşıdığı üzüntüleri var. O da biraz mutsuz ve ben her adaçayı içtiğimde biz onunla dertleşiyoruz. Sen de onunla arkadaş olup dertleşebilirsin.’ dedim.
Büyükbabam gözlerinden yaşlar aka aka içti adaçayını. Sonra çekmecesinden kırmızı kapaklı bir defter çıkarıp bana verdi ve yazmamı söyledi.
- ‘Bana veya herhangi birine söyleyemediğin bir şey olursa yaz.’ dedi.
Çünkü büyükbabam için söz uçar yazı kalırdı. O defteri aldığımdan beri kapağını hiç açmadım çünkü hayatım boyunca kimseye söyleyemediğim bir şey olmadı. Fakat bugün sadece iki ay ömrümün kaldığını öğrendim. Beynimde benimle beraber büyüyen bir tümör olduğunu.
1 Eylül…
Bugün ilk sonbahar gününde ilk sonbahar romanını okudum büyükbabamın. Beni ve kendisini anlatmış. Bir sonbahar gününde birbirilerini anlayan dede ve torununu. Hikayenin sonunda benden özür dilemiş. Ben de kırmızı kapaklı defteri açıp ondan özür dilediğimi yazdım. Çünkü bu gece öleceğimi biliyorum, hissediyorum.
Şimdi üzülmesin diye ona adaçayını hazırlıyorum. Bir iki saat sonra beni sıcacık yatağımdan alıp, benim için ayrılmış buz gibi yatağa götürürlerken o odasına geçip önce kırmızı kapaklı defteri açıp özrümü okuyacak, sonra kendi defterini alıp üzüntüsünü yazıp kamburundan kurtulacak ve en son gözyaşları aka aka adaçayını içecek.
Adaçayı ile dertleşip beni çekiştirecek.
Gönderen: Alya Kaymaz
531 / 658