İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi

Devrim: İlk Türk Otomobili

Yeryüzündeki hiçbir otomobil onun kadar yanlış tanıtılmadı, onun kadar aşağılanmadı. Kırk yıla yakın bir süre boyunca 27 Mayıs darbesinin simgesi gibi görüldü ve gösterildi. Kimileri “modeli çalıntı” dedi, kimileri “Türk mühendislerinin yetersizliğinin simgesi” olduğunu ileri sürdü. Oysa gerçek çok farklıydı.

Yıl 1961. Çeşitli firmalarda çalışan yirmi üç tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla “mühim bir konuyu istişare etmek üzere” Ulaştırma Bakanlığı’na davet edilir. Bu insanların bazıları yurt dışında görev yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes “devletin isteği başımız üstüne” diyerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelir.

O yılın 16 Haziran’ında bakanlıkta bir araya gelen mühendislere, bizzat Cemal Gürsel’den gelen “çok gizli” damgalı bir emir okunur:

- Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarımı hem de malzemesi tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum.

O gün orada bulunan yirmi üç mühendis bu emri bir meydan okuma olarak algılar. En küçük bir tereddüt gösterilmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekânı olarak Devlet Demiryollarının Eskişehir’deki Cer Atölyesi seçilir. Zaman müthiş dardır: Cumhuriyet Bayramı’na yalnızca 129 gün vardır.

Günde birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, dört silindirli ve direksiyondan vitesli bir aile otomobili yaparlar. Hem de bir tane değil, tam üç tane.

Üç araç da 28 Ekim akşam saatlerinde tamamlanmıştır. Araçlara “Devrim 1”, “Devrim 2” ve “Devrim 3” adı verilir. Mühendislerden biri, cumhurbaşkanının alternatif bir renk isteyebileceğini düşünerek araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder. Böylece iki araç krem rengi kalırken üçüncüsü, onu 29 Ekim gece yarısı Ankara’ya götüren “Karakurt” treninde bin bir güçlükle siyaha boyanır.

Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan Devrim’ler, 29 Ekim törenlerinde Cemal Gürsel’e hipodrom önünde kıl payı yetiştirilir. Çevresinde yarattığı panik ortamı yüzünden araçlara doğru düzgün bir benzin ikmali yapılamaz. Gürsel, bindiği krem renkli Devrim’den inip siyah Devrim’e geçince, aracın zaten az miktarda olan benzini biraz sonra biter ve siyah Devrim durur.

Gürsel’in, şoför koltuğundaki mühendise sorusu kısa ve nettir:

- Ne oldu?

Şoför korkarak:

- Benzin bitti paşam, der.

Bunun üzerine Gürsel, “Batı kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama doğulu olduğunuz için benzin koymayı unutuyorsunuz” diyerek hışımla aracı terk eder.

Oysa o aracı yapmayı başaranlar, deposuna benzin koymayı da bilmektedir elbette. Fakat kimse aksiliğin yaşanan panikten kaynaklandığını anlatamaz ve Devrim’ler daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülür. Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş yirmi üç gözü pek mühendis bırakarak.

Üretilen üç Devrim’den ikisi sonradan preslenerek yok edilir. Sonuncusunu, ona emek veren Eskişehirli işçiler güç bela kurtarır; bugün Eskişehir’de, Tülomsaş’ın bahçesindeki küçük müzede camekânlı bir bölümde duruyor.

214 / 658