Sadaka
- İsâ (a.s.) zamanında biri vardı. Cimri olduğu için kendisine “Mel’un (Lanetlenmiş)” diyorlardı.
Günün birinde ona savaşa gidecek biri geldi ve şöyle dedi:
- Ey Mel’un, bana silaha benzer bir şeyler ver onunla savaşayım. Sen de ateşten kurtulursun.
Mel’un bu sözlere karşı yüzünü çevirip gitti, bir şey vermedi. Askere gidecek adam dönüp giderken Mel’un pişman oldu ve onu geri çağırdı, kılıcını ona verdi.
Savaşçı, kılıcı ile giderken, yanında 70 yıl boyunca ibadet etmiş bir âbitle (âbit: ibadet eden kişi) İsâ (a.s.) onu karşıladı. İsâ (a.s.) sordu:
- Nereden aldın bu kılıcı?
- Bunu bana Mel’un verdi, deyince İsâ (a.s.) sevindi.
Onun verdiği bu sadaka kendisini ferahlattı. Hz. İsa ile yanındaki âbit yollarına devam ederken o Mel’un’a rastladılar. Oturuyordu. Onları gören Mel’un içinden şöyle dedi:
- Kalkıp, Îsâ’nın ve şu âbidin yüzlerine bakayım.
Saygıyla kalktı ve yüzlerine bakarken âbit şöyle dedi:
- Bu mel’unnun cimrilik ateşi beni sarmadan çabuk gideyim, ondan kaçayım.
O sırada AllahuTeâlâ, Hz. Îsâ (a.s.)‘ya şöyle vahyetti:
- Şu günahkar kuluma söyle! Kılıç sadakası için onu affettim, sana hürmet ve sevgi gösterdiği için de bağışladım.
Hz. Îsâ (a.s.), âbide, dedi ki:
- O, senin cennette arkadaşındır.
Âbit buna karşılık şöyle dedi:
- Vallahi, onunla olacağıma cenneti istemem. Onun gibi bir arkadaş da istemiyorum.
Bunun üzerine Îsâ (a.s.)‘ya şu vahiy geldi:
- O âbit, benim hükmüme razı olmadı. Kulu da hor gördü. Onu, cehennem ehlinden biri kıldım. Onun cennetteki dereceleriyle hor gördüğü cimri kulumun cehennemdeki derecelerini birbirleriyle değiştirdim. Cennetteki yerini de o kuluma verdim. Kendisi de kulumun cehennemdeki yerine gidecek.
480 / 658