Mezar Taşı Sanılan Tepe
1963’te İstanbul ve Chicago üniversitelerinden bir ekip Güneydoğu Anadolu’da yüzey araştırması yapıyordu. Şanlıurfa yakınlarında, üzerinde tek bir dut ağacı bulunan bir tepeye çıktılar. Köylüler buraya Göbeklitepe diyordu.
Toprağın üstünde kırık kireçtaşı bloklar vardı. Araştırmacılar bunları Orta Çağ’dan kalma bir mezarlığın taşları sandılar. Deftere öyle yazdılar ve yollarına devam ettiler.
Tepe otuz yıl daha kendi hâlinde kaldı.
1994’te Alman arkeolog Klaus Schmidt, kazacak yer ararken o eski raporu okudu ve tepeye çıktı. Aynı taşlara baktı. Bunların mezar taşı olmadığını, toprağın altındaki dev dikilitaşların uçları olduğunu fark etti. O anı sonradan şöyle anlattı: Önünde iki yol vardı. Ya arkasını dönüp gidecek ve kimseye bir şey söylemeyecekti ya da ömrünün kalanını burada geçirecekti.
İkincisini seçti. Ertesi yıl kazı başladı ve Schmidt 2014’teki ölümüne kadar orada çalıştı.
Topraktan, kimi beş metreyi aşan, üzerine tilki, yılan, akrep ve turna işlenmiş T biçimli sütunlar çıktı. Yaşları on bir bin yılı geçiyordu. Bu anıtlar çömlekten, tekerlekten, yazıdan, Mısır piramitlerinden yaklaşık yedi bin yıl önce dikilmişti.
O güne kadar insanların önce yerleşip tarıma başladığı, tapınakları sonra yaptığı kabul edilirdi. Schmidt sıranın ters olabileceğini söyledi: “Önce tapınak geldi, sonra şehir.” Tartışma hâlâ sürüyor. Tepenin büyük kısmı da hâlâ toprağın altında.
Taşlar on bir bin yıldır oradaydı. Görülmüş, deftere bile geçmişti. Eksik olan, onlara doğru soruyla bakan bir çift gözdü.
Kaynak: Klaus Schmidt’in Göbeklitepe kazı yayınları; Smithsonian Magazine, Kasım 2008.
601 / 658