Gırgır'ın Babası
Tacettin Hiçyılmaz, İzmir’de Mithatpaşa Sanat Enstitüsü’nde öğretmendi. Bir gün Ankara’ya tayini çıktı. Gitmek istemedi ve istifa etti.
Babasının evinin alt katını atölyeye çevirdi, küçük tamir işleri yapmaya başladı.
Bir gün bir arkadaşı elinde tuhaf bir aletle geldi: tahtadan yapılmış, içinde fırçalar olan bir süpürge.
- Bunu geliştirmeye çalışıyorum ama bir türlü beceremiyorum, dedi.
Tacettin aleti aldı, denedi, bozdu, yeniden yaptı. Çalışan ilk modeller çok gürültülüydü. Tekerlekleri büyüttü, ses azaldı ama başka sorunlar çıktı. Son modeli geliştirirken, kendi deyimiyle bir yıl atölyeden dışarı çıkmadı.
Sonunda, gösterişsiz ama sorunsuz çalışan bir süpürge ortaya çıktı. İlk satışları İzmir Kemeraltı’ndaki bir dükkânda yaptılar. Dükkân sahibinin eşi aletin çıkardığı sesi duyunca güldü:
- Bu süpürge gırrr gırrr diye ses çıkarıyor.
Adı oradan geldi: Gırgır.
Başta haftada elli tane satıyorlardı. Sonra günde yüz, on yıl içinde günde beş yüz oldu. On dört ülkeye ihracat yaptılar. Taklitleri birkaç ayda bozulurken, Gırgır’ı otuz yıl kullananlar vardı. Tacettin Hiçyılmaz 1979’da İzmir’in vergi rekortmeni sanayicisi oldu.
1980’lerde Türkiye’de Gırgır olmayan ev neredeyse yoktu. Hepsi, kabul edilmeyen bir tayin ve bir yıl dışarı çıkılmayan bir atölyeyle başlamıştı.
Kaynak: Capital dergisi röportajı (2002); Hürriyet (2013).
625 / 658