İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi
Hayat 3 dk

Biz Dilenemeyiz

Komşumuz Hanife teyze vardı. Sekiz aydır konu komşuya, “Bayat ekmeğiniz var mı? Varsa verin, kuşlar cama geliyor, ıslatıp veriyorum” diyordu. Çok da zayıflamıştı. Kiracıydı, “Çok ucuza oturuyorum diye rutubetini çekiyorum” derdi. Eşinden dul maaşı alıyordu. Gülen, şaka yapan Hanife teyze gitmiş, yerine suskun, düşünceli bir Hanife teyze gelmişti.

Bir gün annem dolma yapmıştı. Bir tabak uzattı:

- Hadi götür Hanife teyzene, sıcak sıcak yesin.

Zilini çaldım. Yetmiş beş yaşındaydı, kapıya yavaş yavaş geldi.

- Kim o?

- Ben Zeynep, Hanife teyze.

- Tamam, açıyorum kızım.

- Annem dolma yolladı.

Tabağı elimden aldı, yüzüme baktı, yutkundu.

- Allah razı olsun. Ben de yemek yiyecektim, şimdi yerim.

- Hanife teyze, annem tabağı istedi.

Kapıyı kapatmayı bıraktı, mutfağa yöneldi. İçeriye baktım. Oturma odası karanlıktı, ışığı yaktım. Masanın üstünde bir bardak su vardı; bir de tabağa doğranmış, ıslatılmış ekmek.

Hemen kapının önüne çıktım. Hanife teyze tabağı uzattı.

- İki cihanda aziz olun evladım.

- Sağ ol, dedim.

Eve geldiğimde annem yüzüme baktı:

- Ne oldu? Suratından düşen bin parça.

- Anne, Hanife teyze tabağa doğranmış bayat ekmek yiyordu.

- Olur mu kızım? Baban emekli; o da eşinden baban kadar maaş alıyor. Sen yanlış görmüşsündür, kuşlar içindir o. Biz üç kişiyiz, geçiniyoruz; o tek başına fazlasıyla geçinir.

Ertesi akşam anneme ne pişirdiğini sordum; etli kuru fasulye yapmıştı. İçimi bir kurt kemiriyordu. Sofraya oturmadan sordum:

- Anne, Hanife teyzeye de bir tabak götüreyim mi?

- Kuru fasulye bir tanem, götürülecek güzel bir şey değil.

- Olsun, hadi ver götüreyim.

Sıcak tabağı elime aldım. Kapıyı gülümseyerek açtı.

- Annem kuru fasulye yolladı, bilmem sever misiniz?

- Nimeti ayırt etmem, tabii ki severim. Allah razı olsun.

- Ha, unutmadan: annem tabağı istiyor.

Mutfak yoluna yönelir yönelmez ben doğru içeri girdim. Masanın üstünde bir bardak su, ıslak ekmeklerin konduğu yarısı yenmiş bir tabak ve annemin bir gün önce verdiği dolmadan dört tane duruyordu.

Soracaktım. Sormalıydım. İçim içimi kemiriyordu.

Hanife teyze beni kapıda göremeyince içeri, yanıma geldi. “Sor” der gibi yüzüme bakıyordu. Sordum:

- Bu ıslak ekmekleri sen mi yiyorsun? Hani kuşlara verecektin?

Buğulu mavi gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Üzmüş müydüm, anlayamadım; daha on beş yaşındaydım. Ama ağlatmıştım.

- Evet, ben yiyorum canım kızım. Benim bir oğlum bir de kızım var. Burada değiller, başka ilde yaşıyorlar. İkisi de çalışıyor. Araba alacaklarmış, bana kredi çektirdiler. Aldığım para ancak kiraya, elektriğe ve suya gidiyor. Üç beş kuruş ya kalıyor ya kalmıyor. Ben de ekmek isteyemedim. Kol kırılır yen içinde kalır, biz böyle biliriz. Üç yıl böyle idare edeceğim. Kimseye söyleme, e mi?

Bu sefer benim gözlerim yaşardı. Tabağı aldım. Kapıdan çıkarken arkamdan sesleniyordu:

- Kimseye söyleme güzel kız!

Eve geldiğimde bağıra bağıra ağlıyordum. Annem şaşırdı:

- Ne oldu kızım, biri bir şey mi söyledi?

Olanı anlattım, o da çok üzüldü.

- Böyle vicdansız evlat olmayacağım anneciğim, dedim.

Üç yıl boyunca bütün mahalle Hanife teyzeye yemek taşıdı. Kimimiz sabah kahvaltılık götürdü, kimimiz öğle yemeği, kimimiz akşam yemeği.

İki ay önce kaybettik. Hastayken okul çıkışı yanına uğramıştım.

- İyi kalpli meleğim, sen mi geldin? Şükür, borç bitti.

- Artık rahat edersin Hanife teyzem.

- Evet, senin sayende sıkıntısız, ekmek düşünmeden üç yıl geçti. Rabbim seni korusun.

İki gün sonra vefat etmiş. Çok üzüldüm.

Bizim halkımız dilenemez, isteyemeyiz.

557 / 658