İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi
Sevgi 4 dk

Bir Kere Giyebilir miyim

Bizim çocukluğumuzda var yoktu, yok vardı. Ne istersek yok. Ben 62 doğumluyum. Annemiz babamız kıtlık döneminde büyümüş; biz de onların o kıtlığı yaşadıkları döneme denk geldik.

Pantolon al diyorum mesela, yok diyor. Oyuncak al diyorum, kendin yap diyor. Ben hep oyuncaklarımı çamurdan yaptım. Babamın şu cebini kestim, içine yün doldurup ağzını diktim, top yaptım; onunla oynadım. Kız kardeşim bebeklerini kendi dikti. Onun için bir şeyin kıymetini bilmek bizim neslimizde var.

Bir gün babam dedi ki:

- Size pantolon getireyim mi?

Biz üç kardeş köyün dışına çıktık. Elimizi çenemize dayadık, hayal kuruyoruz: muhtarın oğlunun giydiğinden bizde de pantolon olacak. Ben ilkokul üçe gidiyorum, bir kardeşim bire gidiyor, Rafet altı yaşında.

Biz o zaman çiçekli donla gidiyoruz. Babaannemin şalvarını annem bozuyor; çiçekli don, fistan, öyle şeyler giyerdik bizim zamanımızda.

Kardeşim sordu:

- Senin pantolonun ne renk olur?

Elektrik yok, televizyon yok köyde; dünyayı tanımıyoruz.

- Siyah, dedim.

- Keşke benimki mavi olsa.

- Niye?

- Siz çiçekli donla okula gidiyorsunuz ya. Ben pantolonla gideceğim.

Diye hava attı. Sonra durdu:

- Babam şehirli ayakkabısı alır mı?

- Cık, dedim.

Cızlavat lastikler vardı eskiden, gençler bilmez. Kara lastikler; ondan alır. Ya da naylon ayakkabı.

Neyse, minibüs göründü. Bir toz kalkıyor. Bizim ümidimiz o; beklentimiz, pantolon gelecek.

Babam paketleri açıyor. Bana bir kara pantolon, kara önlük, beyaz yakalık; o zamanın usulü. Bir de siyah lastik ayakkabı. Kardeşime de aynısı.

O hevesle bekleyen, bize hava atacak olan altı yaşındaki Rafet paketleri karıştırdı, açtı, baktı. Yok. Babama umutla döndü:

- Hani bana?

- Oğlum, bir daha gidişte alacağım.

- Ama ben de bekliyordum.

Kardeşim ağlaya ağlaya çıktı. Babamın gözlerinden yaş süzüldü.

Akşam sofrada hiçbirimiz konuşamıyoruz. Sadece kardeşimin sesi geliyor; içli içli ağlayan çocuk sesi.

Ben sabah okula gittim. Geldiğimde kardeşim yanıma geldi:

- Ne güzel yakışmış. Bir kere giyebilir miyim?

- Olmaz, toz edersin.

İkinci gün yalvardı, vermedim. Üçüncü gün de vermedim. Bir tane ben zor bulmuşum; ayakkabıyı yastığın altına koyuyoruz.

Dördüncü gün yine geldi:

- Ya, sana çok güzel yakışıyor. Ayağında da çok güzel duruyor. Belki bana da yakışır.

- Uzun gelir, dedim.

- Ucunu kıvırırım.

- Toz edersin.

- Kilimin üstünde giyeceğim. Aynanın karşısında bir kere bakayım, beş dakikalığına.

- Üff, sen ne manyaksın be. Yarın cuma, okuldan geleceğim. Beş dakika giy, toz etme. Kafanı kırarım senin.

O akşam yine dört kardeş yatağa uzandık. Bana şöyle dedi:

- Caymadın değil mi?

- Caymadım.

- Ya ben uyuyamıyorum. Ben yarın pantolon giyeceğim.

Sabah okula giderken o da kalktı:

- Bugün erken gel, tamam mı? Ben seni kapının burasında bekliyorum.

Köy avlularının kapısı olur ya. Okula giderken bir daha dönüp baktım.

Okulda üçüncü derste sınıfın kapısı açıldı, müdür geldi. Öğretmenin kulağına bir şey söyledi. Öğretmenin rengi attı.

- Alişan yavrum, eve gider misin? Baban seni bekliyormuş.

Dedim, bu manyak babamı ayarttı; pantolon giymek için beni ta okuldan çağırttırıyor.

Okuldan çıktım. Baktım, köylüler de bize doğru gidiyor, bizim eve. Bilemiyor insan; dokuz yaşındaydım.

Bizim sokağın başına geldim. Kardeşim kapıda bekleyecekti ya… Yoktu.

Avluya bir girdim: bütün köylüler bizim avluda, annem kendini yerlere atıyor.

- Rafet’i verin bana! Yavrumu verin! Yaralı kuzumu verin!

Yaşlı bir amca, yeni aldığı traktörle bizim kapının önünden geçerken kardeşimi görmüyor. Kardeşim traktörün altında kaldı ve öldü o gün.

Ben kardeşime pantolon giydireceğim gün kardeşim öldü.

Babam, sevgiyi alamadığı için bize vermeyi bilemedi. Seviyordu, gösteremiyordu. Bizi kucaklayamadı, bağrına basamadı; ayıp karşılanırdı.

Ama o gün ne oldu: cenaze yıkandı, kefene koyarlarken babam, ilk defa ben alacağım, dedi. Kardeşimi aldı. Feryadını hiç unutmuyorum:

- Rafet! Ben seni mezara değil, pazara götürüp pantolon alacaktım oğlum! Kalk, seninle pazara gidelim!

Ve ağlaya ağlaya gitti.

Şimdi düşünüyorum: keşke sağken söyleseydi. Bizim o sevgiyi duymak için çok beklediğimiz ama duymadığımız bir ortamda babam, kardeşimin duymayacağı bir zamanda bağırarak feryat ediyordu.

Ben her yıl konferanslara giderim. Bu yıl gitmiyorum. Benim büyük kızım kanser; tedavi görüyor ve ben evladımın yanındayım.

Sağken söylüyorum. Gözlerine bakıp sevdiğimi söylüyorum.

Kaynak: Alişan Kapaklıkaya’nın bir televizyon programındaki anlatımı.

Alişan Kapaklıkaya

654 / 658