İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi
İbret 1 dk

Kral ve Kâhin

Milattan önce altıncı yüzyılda Anadolu’nun en zengin kralı, başkenti Sardes olan Lidya’nın kralı Kroisos’du. Doğuda Pers kralı Kiros hızla güçleniyordu ve Kroisos huzursuzdu. Savaşa girmeden önce tanrılara danışmak istedi.

Ama önce hangi kâhinin gerçekten bildiğini anlamak için bir sınav düzenledi. Elçilerini yedi ayrı kehanet merkezine gönderdi. Elçiler yola çıktıktan sonraki yüzüncü gün kâhinlere şunu soracaklardı: “Kral Kroisos bugün ne yapıyor?”

O gün Kroisos kimsenin tahmin edemeyeceği bir şey yaptı. Bir kaplumbağayla bir kuzuyu doğrayıp tunç bir kazanda, tunç bir kapakla kaynattı.

Delfi’deki kâhinin cevabı geldi: “Kumun sayısını ve denizin ölçüsünü bilirim. Burnuma, tunç bir kazanda kuzu etiyle kaynayan sert kabuklu bir kaplumbağanın kokusu geldi.”

Kroisos büyülendi. Delfi’ye büyük hediyeler gönderdi: yüz on yedi altın külçe, saf altından bir aslan heykeli, devasa altın ve gümüş kâseler. Sonra asıl sorusunu sordu: “Perslere savaş açmalı mıyım?”

Kâhin cevap verdi: “Perslere saldırırsa, büyük bir imparatorluğu yıkacak.”

Kroisos sevindi. Kızılırmak’ı geçti, Perslerle savaştı. Ama savaşı kaybetti. Kiros onu Sardes’e kadar kovaladı ve şehri ele geçirdi.

Kâhin yanılmamıştı. Büyük bir imparatorluk yıkılmıştı: Kroisos’un kendi imparatorluğu.

Kroisos zincirlerini Delfi’ye gönderip tanrıya sitem etti. Cevap kısaydı: Hangi imparatorluğun yıkılacağını bir kez daha sorman gerekirdi.

Herodot’un anlattığına göre Kroisos sonunda hatanın tanrının değil, kendisinin olduğunu kabul etti.

Duymak istediğimiz cevabı duyduğumuzda, soruyu sormayı bırakırız.

Kaynak: Herodot, Tarih, I. Kitap (46-56 ve 86-91. bölümler).

633 / 658