İlham Hikayeleri

Hikaye gönder RSS beslemesi
İbret 4 dk

Gedik

İsrail oğullarından bir rahip vardı güzellik ve cemal sahibi biriydi. Eli ile sele sepet örerdi; satardı. Bir gün padişahın kapısı önünden geçiyordu. Padişahın hanımına ait cariyelerden biri onu gördü. Hemen hanımının yanına gitti ve şöyle dedi:

- Şurada bir erkek var. Ondan daha güzelini görmedim. Sele sepetle geziyor.

- Onu hemen içeri al.

Cariye onu içeri aldı. O erkek içeri girince hanım ona baktı; güzelliğine hayran oldu. Şöyle dedi:

- O sele sepeti at. Şu elbiseyi al.

Sonra cariyesine döndü; şu emri verdi:

- Ey cariye yağ ve koku getir. Bu erkekle olan işimizi görelim. O da bizimle olacak işini bitirsin.

Bundan sonra, o adama döndü, Şöyle dedi:

- Artık, seni bu sele sepeti satmaya muhtaç bırakmayız.

O erkek:

- Ben, senin istediğini istemiyorum, diye bir kaç defa tekrarladı.

Onun bu çekimser tavrına karşılık, hanım şöyle dedi:

- Eğer istemezsen, seninle olacak işimizi görmedikten sonra buradan çıkamazsın.

Sonra emretti, kapıları kilitletti. Abid bu hâli görünce şöyle sordu:

- Sizin bu köşkünüzün üst katları yok mudur?

- Vardır, dedikten sonra, cariyesine emretti:

- Bunu al, yukarı çıkar; elini yıkasın.

Dam kısmına çıktığı zaman yüksek bir köşk olduğunu gördü. Hiçbir şeye takılmadan kendini aşağıya atabilirdi. Bundan sonra nefsine çıkışmaya başladı:

- Ey nefsim! yetmiş yıldır; Rabbin rızasını istersin geceli gündüzlü hırsla O’na çalıştın. Öyle bir gece geldi ki, bütün yaptıklarını bozacak. Vallahi, bu gecenin hıyaneti sana gelirse, yapmış olduklarının tümünü hiç eder; Allah’ın huzuruna bu kalan işinle çıkarsın. Bundan sonrasını Rasûlullah (s.a.v.)‘tan dinleyelim.

Şöyle anlattı:

- “O abid kişi, kendini aşağı atmaya hazırlanıyordu. Allah-u Teâlâ:

- Ey Cibril, buyurdu.

Cibril şöyle dedi:

- Emret, yâ Rabbi!

Allahu Teâlâ, tekrar şöyle buyurdu:

- Kulum, dargınlığımdan, Bana karşı günah işlemekten kaçmak için; kendini aşağı atmak istiyor. Kanatlarınla onu karşıla; ona bir kötülük gelmesin. Cibril kanatlarını açtı; şefkatli bir ana gibi onu yere indirdi. Bundan sonra karısının yanına gitti. Sele sepeti yoktu; güneş de batmıştı.

Karısı sordu:

- Sele sepetin parası nerede?

- Onlar para etmedi, deyince, şöyle seslendi:

- Peki bu gece ne yiyeceğiz?

- Bu gece sabrederiz, diye cevap verdi.

Bundan sonra, karısına şu emri verdi:

- Kalk tandırı yak. Komşularımız tandırın yanmadığını görünce kalpleri bizimle meşgul olur. Böyle bir şeyin olmasını hoş görmeyiz.

Karısı kalktı; tandırı yaktı. Sonra gelip oturdu. Komşulardan bir kadın geldi:

- Ateşin var mı? Diye sordu.

- Var, içeri gir; tandırdan al, dedi.

Kadın girdi; tandırdan ateşi aldı, çıkarken şöyle dedi:

- Oturup kocanla konuştuğunu görüyorum; ama ekmeğin tandırda, nerede ise yanacak.

Kadın kalktı; tandırın başına gitti. Bir de baktı ki tandır ağzına kadar ekmek dolu. Oradan ekmekleri aldı, kabına koydu, kocasının yanına getirdi ve şöyle dedi:

- Rabbin sana böyle bir şey yapması, onun katında ikrama lâyık biri olduğunu gösterir. Allah’a dua et; kalan ömrümüzü de bolluk içinde geçirmemiz için bize ihsanda bulunsun.

Kocası:

- Bu hale sabret, dedi: ama kadın ısrar etti.

Bu ısrara daha fazla dayanamadı:

- Olur, dedi.

Namaz kıldı; Allah’a şöyle yalvardı:

- Allahım! zevcem bana istetiyor. Kalan ömrü için ona bolluk ihsan eyle. Aniden tavan açıldı; bir el uzandı. Onda yakut vardı. Güneş gibi evin içini parlatıyordu. Kadın yakınında uyuyordu. Ayağına dokundu.

- Kalk bak; dilediğin kadarını al.

Kadın şöyle dedi:

- Ne acele ediyorsun. Beni bunun için mi uyandırdın? Ben bir rüya gördüm. Kürsülere bakıyordum. Sıra sıra altınlar dizili idi. Yakutla zebercetle süslü idi. Ama onda bir açık yer gördüm

- Bu kürsü kimin? diye sordum.

Şöyle dediler:

- Senin zevcine ait.

Yine sordum:

- Bu açıklık neden?

Şöyle dediler:

- Bu açıklık zevcinden yaptığın istek dolayısıyla oldu. Bunun üzerine ben, senin köşkünde gedik açacak bir şeyi istemedim. Bunun için Rabbine duâ et. Allah’a duâ etti; el geri gitti.”

35 / 658