Zamanın birinde çok zengin bir adam yaşardı. Bu adamın birbirinden tatlı, birbirinden sevimli kızları vardı. Adam, kızlarını çok seviyordu. Fakat yine de erkek çocuğu olsun istiyordu. Bunun için Allah’a hep dua ediyordu. Bir gün yine ellerini açtı:
“Ey Allah’ım! Sen dileyene dilediğini verensin. Senin her şeye gücün yeter. Bana bir erkek evlat nasip et. Eğer, erkek evladım olursa boynuzu dört karış gelecek bir koç kurban edeceğim. Etini fakirlere dağıtacağım.” diye dua edip Allah’a söz verdi.
Adamın duaları kabul oldu ve günün birinde adamın bir erkek evladı dünyaya geldi. Adam buna çok sevindi. Oğlunu kucağına alıp sevgiyle öptü. Sonra birden Allah’a verdiği sözü hatırladı. Eğer oğlu olursa boynuzu dört karış gelen bir koç kurban edeceğine dair söz vermişti. Sözünü yerine getirmek için hemen boynuzu dört karış olan bir koç aramaya başladı…
Her tarafa haber gönderdi. Köyler, kasabalar arandı, ama istediği koçu hiç kimse bulamadı. En uzun boynuzlu koçun bile boynuzu iki karış geliyordu. Adam ne yapacağını şaşırdı. Bir çıkar yol bulabilmek için pek çok âlime danıştı. Fakat kimse derdine çare bulamadı.
Bir gün bir arkadaşı, “Ebu Yusuf adında bir âlim var. Derdini bir de ona anlat. Bakarsın bir çare bulur.” dedi.
Adam, son bir ümitle İmam-ı Azam Hazretlerinin talebesi olan Ebu Yusuf un kapısını çaldı. Ona derdini anlattı.
“Günlerdir gözüme uyku girmiyor. Bu derdim yüzünden oğlumu doya doya sevemedim.” dedi. “Ne olur bana bir çare söyle.”
Ebu Yusuf adamı tanıyordu. Onun ne kadar zengin biri olduğunu biliyordu. “Haydi artık üzülme” dedi. “Ben senin sorununu çözeceğim. Ama bir şartım var…”
Adam heyecanla: “Şartın ne ise kabul ediyorum. Yeter ki benim derdime çare bul”, dedi.
Ebu Yusuf:
“Sen zengin birisin”, diye söze başladı. “Eğer memleketin fakir çocukları için dört medrese (okul) ve bu medreselere gidecek talebelerin masraflarını karşılamak için de dörder tane dükkân yaptırırsan seni bu sıkıntıdan kurtaracak çareyi söylerim.”
Adam, “Tamam”, dedi. “Söz; söylediklerini yapacağım. Ama bunların yapılması çok uzun sürer.”
Ebu Yusuf gülümsedi,
“Madem o kadar beklemek istemiyorsun, medrese ve dükkân inşaatlarının masraflannı hesaplatalım. Sen de bu parayı inşaatı yapacak kişilere teslim et.”
Böylece adamla Ebu Yusuf anlaştılar. Hesap kitap yapıldı, adam parayı teslim etti. Sonra Ebu Yusuf’a “Bütün söylediklerini yaptım”, dedi. “Haydi, şimdi söyle, boynuzu dört karış olan koçu nereden bulacağım?”
Ebu Yusuf adama bir koç ve bir küçük çocuk bulup getirmesini söyledi. Adam hemen bir koçla bir çocuk bulup getirdi. Ebu Yusuf gelen çocuğun başını okşadı. Ona “Şu koçu görüyorsun ya… ölç bakalım, boynuzu kaç karış gelecek”, dedi.
Çocuk küçük eliyle koçun boynuzunu karışlamaya başladı: “Bir… İki… Üç… Dört…”
Koçun boynuzu ne eksik ne fazla, tam dört karış gelmişti.
Ebu Yusuf, adama dönüp: “İşte senin Allah’a söz vermiş olduğun koç. Bak, boynuzları dört karış geldi. Bunu kurban eder, Allah’a verdiğin sözü yerine getirirsin. Çünkü sen Allah’a sadece boynuzu dört karış bir koç kurban edip fakirlere dağıtacağım diye söz vermişsin. Karışın büyük veya küçük olacağını söylememişsin”, dedi.
Adam ve orada bulunan herkes, Ebu Yusuf’un bu üstün zekâsına hayran kaldı. Zengin adam Allah’a verdiği sözü yerine getirmenin mutluluğu içinde evine döndü.